Muz Cumhuriyetiyle İlgili Olmayan Yazı

Yoldan geçen birine, “abi, muz cumhuriyeti ne tarafa düşer?” diye sordum. Ayağıyla yeri dövdü içli içli. Sandım ki bana, soruma, sorumun çocuksu saflığına olan itirazının yansımasıydı yeri öfkeyle döven ayakları.  Ama yok! Öyle olmadığını anlamam için gözünden dökülen bir damla yaşı görmem yetti. Gafil avlanmıştım. Sarıldı, bir süre öyle kaldı. Sonra zar zor toparladı kendini. Üstünü başını düzeltti.
-         “Vaktin var mı?”Günün o saatinde aylak gezen bir adama sorulabilecek en mantıksız soruydu. Bozmadım. Başımla, dünyanın hangi coğrafyasına giderseniz gidin, evet manasına gelecek bir hareket yaptım. O hareketle kolumdan tutup, neredeyse çekiştirerek  şuan oturduğumuz yere getirmesi bir saniyeden daha kısa gibi geldi. Garsona çay istediğini gösteren bir hareket yaptı. Belli ilk gelişi değildi. Belki ben de ilk değildim, çekiştirerek getirdiği. Ben bunları düşünürken hararetli, hararetli anlatmaya başladı:
       Her gün ölüyoruz. Her allahın belası gün ölüyoruz. Ben yetişemedim. Arkadaşlarım buradaydı. Şimdi arıyorum. Açan yok!
 "The number you have called, can not be reached at the moment”
-         Şehir dışından arkadaşlarım aradı. Nasıl olduğumu öğrenmek için. Nasıl derim ki iyiyim diye? Nasıl iyi olur insan? Sahiden vücudu tek parça olduğu için iyi olabilir mi insan? Kan gölünün ortasında kalbi atabildiği, kolu-bacağı yerinde durduğu için ‘iyiyim’ diyebilen insan bencil değildir de nedir?
      Sorunun cevabını ikimiz de biliyorduk. İnsan bencildir. İkimiz de sorunun cevabını biliyorduk. Üzerinde tepindiğimiz, kimine vatan, kimine memleket, kimine alalade bir toprak parçası gibi gelen yer, kesinkes Muz Cumhuriyeti değildi. Muz cumhuriyeti onun için, ve belki de artık hepimiz için, nefes alınacak yerdi. Öyle ki, Muz cumhuriyetinin benzerleri arasında bir yarışma yapılsa idi, muhakkak Muz Cumhuriyeti yarışmada ikinci gelirdi.
(Plüton Dergi II. Sayısında yayımlanmıştır) 

Yorumlar